Bitlis – Van Fotoğraf Gezisi / 31 Mayıs – 01 Haziran 2025

Doğu’nun Kalbine Yolculuk: Bir Hafta Sonu Masalı
31 Mayıs Cumartesi sabahı, Diyarbakır’ın tarih kokan sokaklarını arkamızda bırakıp, doğunun kalbine doğru bir yolculuğa başladık. Yolumuz, ilk olarak Siirt’in Baykan ilçesine düştü. İçimizi sükûnetle dolduran bu durakta, manevi iklimiyle yüreklerimize dokunan Veysel Karani Türbesi’ni ziyaret ettik. Ziyaretin ardından, yeşilin ve mavinin iç içe geçtiği bir başka güzelliğe, Tatvan’daki Nemrut Krater Gölü’ne doğru yola koyulduk.

Göl bizi dinginliğiyle karşıladı. Doğanın sinesine kurulmuş bir aynaydı adeta; gökyüzü suya bakıyor, su da gökyüzüne… Etrafta piknik yapan insanlar, çocuk çığlıkları, kuş sesleri ve doğanın sessizce fısıldadığı huzur bir aradaydı. Gölün güzelliğini karelere sığdırdıktan sonra, rotamızı Van’a çevirdik.

Yol boyunca gözümüz, Van Gölü’nün ortasında adeta bir inci gibi duran Akdamar Adası’na takıldı. Bu sefer zamanın kıymetiyle yarıştığımızdan, daha önceki ziyaretimizde içini gezme fırsatı bulduğumuz Akdamar Kilisesi’ni yalnızca uzaktan, ama aynı hayranlıkla fotoğrafladık. Gölün maviliğiyle bütünleşen bu tarihi yapı, hafızamızda yeniden canlandı.

Sonraki durağımız, Van’ın İpekyolu ilçesindeki Erçek Gölü kıyısında yer alan Karagündüz Kuş Cenneti oldu. Asıl hedefimiz, flamingoların zarif dansını izlemekti. Ancak bu yıl doğa farklı karar almıştı; flamingolar gelmemişti. Yine de yılmadık. Kuş gözlem dürbünlerimizi farklı türlere çevirip, doğanın sessiz mucizelerine kulak verdik. Akşam olunca, Van’ın kollarına bıraktık kendimizi.

Ertesi sabahı Van Kalesi’nin eteğinde karşıladık. Ardından Eski Van’ın taş duvarları arasında, Hüsrevpaşa Camii ve Külliyesi, Kayaçelebi Camii ve Ulu Camii gibi tarihî yapıları gezdik. Van Kalesi’nden şehre baktıkça, zamanın yavaş akışını ve geçmişin solgun izlerini hissettik.

Öğle saatlerinde Muradiye Şelalesi’nin serinliğine vardık. Burada Dünya Kahvaltı Günü etkinlikleri eşliğinde Van kahvaltısının tüm zenginliğiyle buluştuk. Ardından Erciş’e, doğanın en büyüleyici sahnelerinden biri olan inci kefali göçünü izlemeye ve fotoğraflamaya gittik. Yanımızda kıymetli büyüğümüz Ali Dağer hocamız da vardı. Martıların göç eden balıkları avlamaya çalıştığı o anları birlikte ölümsüzleştirdik.

Erciş’ten ayrıldıktan sonra Adilcevaz’a vardık. Seyr-i Cevaz Tesisleri’nde içilen bir bardak çay, ruhumuzu dinlendirdi. Gölün karşı kıyısında güneş, usulca batarken, maviliklerin içine düşen ışık huzmeleriyle Van Gölü bir kez daha büyüledi bizi.

Günün son demlerinde Ahlat Eski İskele’de uzun pozlamalarla zamanı durdurmaya çalıştık. Gecenin kapanışını ise, sessizliğin ve taşın dile geldiği yerde, Selçuklu Meydan Mezarlığı’nda yaptık. Her bir mezar taşı, yüzyılların sessiz şahitliğini yaparken biz de objektiflerimizle o sessizliği belgeledik.

Bu kısa ama yoğun yolculuk; maneviyat, doğa ve tarihin iç içe geçtiği, insanın iç yolculuğuna da alan açan bir deneyim oldu. Her karede bir anı, her durakta bir anlam saklıydı.